İkinci Dünya Savaşı Tam Tarihi - İnsanlık Tarihinin En Büyük Yıkımı 2. Dünya Savaşı Nasıl Yaşandı Tüm Tarihi

 


70 milyon insan öldü. Otuzdan fazla ülke, 100 milyondan fazla asker, altı yıl süren bir yangın. Ama işin en acı tarafı şu: bir önceki savaşı bitirmek için imzalanan bir barış antlaşması, bu savaşı başlattı. Versay'da masaya oturanlar "bir daha asla" dedi. Yirmi yıl bile geçmeden tarih, insanlık tarihinin en kanlı sayfasını yazdı. Bu yazıda, İkinci Dünya Savaşı'nın kökenlerinden Hiroşima ve Nagazaki'ye kadar tüm süreci, en küçük ayrıntısına kadar kronolojik olarak ele alıyoruz.

İçindekiler


- Versay Antlaşması'nın Mirası ve Hitler'in Yükselişi
- Mussolini, Japonya ve Mihver Devletlerinin Doğuşu
- Ren Bölgesi, İspanya İç Savaşı ve Dünyanın Sessizliği
- Çin-Japon Savaşı ve Nankin Katliamı
- Anschluss, Münih Antlaşması ve Sahte Barış
- Halhin Gol Yenilgisi ve Molotov-Ribbentrop Paktı
- Polonya İstilası: Gleiwitz Vakası ve Savaşın Başlangıcı
- Sahte Savaş, Kış Savaşı ve Baltık Devletlerinin İlhakı
- Blitzkrieg: Fransa'nın Çöküşü ve Dunkirk Mucizesi
- Fransa'nın Teslimiyeti ve Britanya Muharebesi
- Kuzey Afrika ve Balkanlar Cephesi
- Barbarossa Harekâtı: Almanya Sovyetler Birliği'ne Saldırıyor
- Pearl Harbor Baskını ve Pasifik Savaşının Başlangıcı
- Midway ve Guadalcanal: Pasifik'te Dönüm Noktası
- El Alameyn Zaferi ve Stalingrad Kuşatması
- Kursk Savaşı ve İtalya Cephesi
- D-Day: Normandiya Çıkarması
- Bagration Harekâtı: Doğu Cephesinin Çöküşü
- Ardenler Taarruzu, Auschwitz ve Yalta Konferansı
- Berlin'in Düşüşü ve Hitler'in İntiharı
- Hiroşima, Nagazaki ve Japonya'nın Teslimiyeti
- Savaşın Bilinmeyen Sayfaları
- Savaşın Teknolojisi ve Bilim Cephesi
- Soykırım ve İnsanlık Suçları
- Savaşın Bilançosu ve Yeni Dünya Düzeni

Versay Antlaşması'nın Mirası ve Hitler'in Yükselişi


Her şey aslında 1918'de, silahların sustuğu günde başladı. Birinci Dünya Savaşı bitmişti ama kazananlar, yenilenlerin boğazına öyle bir ip geçirdi ki bu urgan yıllar sonra geri tepecekti. **Versay Antlaşması**, Almanya'nın topraklarının yüzde onüçünü elinden aldı. Denizaşırı kolonilerinin tamamına el kondu. Ordusuna sınır getirildi, cebine ağır bir tazminat faturası kesildi. Almanlar bunu bir barış olarak değil, bir aşağılanma olarak gördü. Ve aşağılanan halklar, tarihin her döneminde aynı şeyi arar: bir kurtarıcı.

O kurtarıcı, 1923'te başarısız bir darbe girişiminin ardından hapse giren, orada "Kavgam" adlı bir kitap kaleme alan sıradan bir ressamdı: Adolf Hitler. Kitabında tek hedefinin Versay'ı yırtıp atmak olmadığını, komünizmi kökünden yok etmeyi ve Alman ırkının Avrupa'da, hatta dünyada egemenlik kurmasını hedeflediğini açıkça yazmıştı. Hitabeti çok güçlüydü. Yanında biriken akıllı isimler parlamasını sağladı. Tam bir Yahudi düşmanıydı; Almanya'nın bu hale gelmesinde büyük payın Yahudilerde olduğunu ateşli konuşmalarında belirtiyor, halkı galeyana getirerek sempatisini artırıyordu. 1933'te Almanya Şansölyesi oldu. Demokrasiyi rafa kaldırdı. Ve sessizce, adım adım, bir orduyu yeniden inşa etmeye başladı.

Mussolini, Japonya ve Mihver Devletlerinin Doğuşu


Bu sırada İtalya'da başka bir adam, benzer bir rüyanın peşindeydi. Benito Mussolini, 1922'den itibaren İtalya'da iktidarı ele geçirmiş, "Yeni Roma İmparatorluğu" vaadiyle halkını peşinden sürüklemişti. 1935'te bu vaadi test etti: Etiyopya'yı istila etti. Milletler Cemiyeti, savaşı önlemek için 1919'da kurulmuş, tam da bu tür saldırıları durdurmak için var olan bir kurumdu. Ama İtalya'ya uyguladığı yaptırımlar kağıt üzerinde kaldı. Dünya, ilk alarm zilini duydu ama kulaklarını tıkadı.

Aynı yıllarda, dünyanın öbür ucunda Japonya, kendi imparatorluk rüyasının peşindeydi. 1931'de Mançurya'yı işgal etmiş, 1937'de ise tüm Çin'e saldırmıştı. Nankin'e girdiklerinde, tarihe kara bir leke olarak geçecek bir katliam yaşandı; on binlerce, belki yüz binlerce Çinli sivil öldürüldü. Dünya bunu da izledi, yine sessiz kaldı. Bu üçlü, dünya tarihinin en büyük savaşının ateşleyicisi olarak Mihver Devletleri'ni oluşturacak ve birlikte hareket edecekti. Karşı taraf devletler ise Müttefikler adıyla savaşacaktı.

Ren Bölgesi, İspanya İç Savaşı ve Dünyanın Sessizliği


İşte bu sessizlik, cesaret verdi. 1936'da Hitler, Versay'ı bir kez daha çiğneyerek Ren bölgesini yeniden silahlandırdı. Kimse müdahale etmedi. Aynı yıl İspanya'da bir iç savaş patlak verdi ve Hitler ile Mussolini, General Franco'nun milliyetçilerine silah, uçak ve asker göndererek yeni ordularını, yeni taktiklerini canlı bir laboratuvarda test etme fırsatı buldular. Mussolini, Franco'ya yetmiş binden fazla asker ve yedi yüz yirmiye yakın uçak gönderdi; Alman Hava Kuvvetleri de bu birlikleri destekledi. Sovyetler Birliği ise karşı tarafı, İspanya Cumhuriyeti'ni destekledi. Otuz bini aşkın gönüllü, dünyanın dört bir yanından, Uluslararası Tugaylar adı altında bu savaşa katıldı.

1937'de Guernica bombalandığında, Avrupa ilk kez şehirlerin gökten, sivil ayırt edilmeden yakılabileceğini gördü ve dehşete düştü; bu görüntü, bir sonraki büyük savaşın da aynı acımasızlıkla süreceğinin habercisiydi. Franco 1939'da savaşı kazandı, ama resmi olarak tarafsız kalmayı seçti; yine de kalbi hep Mihver'den yanaydı.

Çin-Japon Savaşı ve Nankin Katliamı


Aynı yıllarda Asya'da da benzer bir sahne kuruluyordu. 7 Temmuz 1937'de Marco Polo Köprüsü Olayı, Japonya'nın tüm Çin'i istila etmesine bahane oldu. Pekin, ardından Şanghay üç aylık kanlı bir direnişin sonunda düştü. Aralık 1937'de başkent Nankin ele geçirildiğinde, dünya tarihinin en karanlık sayfalarından biri yazıldı; on binlerce, belki yüz binlerce Çinli sivil katledildi, kadınlara toplu tecavüz edildi. Ama Japonya'nın beklediği gibi Çin çökmedi; hükûmet iç bölgelere çekildi ve savaşmaya devam etti. Milliyetçi Çan Kay Şek ile komünist Mao Zedung, düşman kardeşler olsalar da, Japon istilası karşısında geçici bir ateşkes imzaladı. Bu iki cephe, yani Avrupa'daki gerilim ile Asya'daki kanlı işgal, aslında aynı fırtınanın iki farklı kolu olarak büyüyordu.

Anschluss, Münih Antlaşması ve Sahte Barış


1938'e gelindiğinde Hitler artık durmuyordu. Almanya'nın geleceğinin yayılmacı politikaya dayandığına inanıyor, dünyayı adeta bir futbol topu gibi betimleyip ellerinde tutmayı hedefliyordu. Mart ayında Avusturya'yı ilhak etti, neredeyse hiç direnişle karşılaşmadan. Avusturya'da Almanya'yla birleşmeyi destekleyen güçlü bir kesim vardı ve Alman birlikleri ciddi bir askerî direnişle karşılaşmadan ülkeye girdi.

Fransa ve İngiltere bu yükselişten çekiniyordu; öyle ki aynı yıl Çekoslovakya'nın Südetler bölgesi, Çekoslovakya'ya bile sorulmadan Münih'te İngiltere ve Fransa'nın onayıyla Almanya'ya bırakıldı. O dönem İngiliz Başbakan Chamberlain barış ilan etti ama bu barış altı ay bile sürmedi; Hitler sözünü tutmadı ve Çekoslovakya'nın tamamını yutacaktı. Cesareti daha da arttı. Barış diye imzalanan kağıt, bir yem olduğunu kanıtlamıştı.

Halhin Gol Yenilgisi ve Molotov-Ribbentrop Paktı


Bu arada, dünyanın öbür ucunda Japonya kendi sınır testlerini yapıyordu. 1930'ların sonunda Mançukuo'daki Japon kuvvetleri, Sovyetler Birliği ve Moğolistan ile defalarca sınır çatışmasına girmişti. 1939'da Halhin Gol'de yaşanan büyük yenilgi, Japon ordusunun kuzeye doğru genişleme hayalini büyük ölçüde söndürdü. Bu yenilgi, Japonya'yı gözünü güneye, yani Güneydoğu Asya'nın kaynak zengini topraklarına çevirmeye itti; bu karar, iki yıl sonra Pearl Harbor'a uzanan yolun ilk taşı olacaktı.

Naziler için artık sırada Polonya vardı. Ama Hitler bu kez akıllıca davrandı: düşmanını değil, düşmanının düşmanını kendine ortak etti. 23 Ağustos 1939'da, dünyanın en ideolojik zıt iki lideri, Hitler ile Stalin, Molotov-Ribbentrop Paktı'nı imzaladı. Görünürde bir saldırmazlık antlaşmasıydı bu. Ama gizli bir protokolü vardı: Polonya ve Baltık devletleri, iki diktatör arasında, sanki bir pastaymış gibi, önceden paylaşılmıştı. Hitler böylece iki cepheli bir savaş kâbusundan kurtuldu ve doğusunu güvence altına aldı. Bir generaliyle yaptığı bir toplantıda şu sözleri sarf etmişti: "Propaganda maksadıyla, harbin başlaması konusunda bir bahane bulacağım. Nasıl olsa galip gelenden hesap sorulmaz." İşte bu cümle, gelecek altı yılın felsefesini özetliyordu.

Polonya İstilası: Gleiwitz Vakası ve Savaşın Başlangıcı


Hitler'in Polonya'ya saldırmak için bir bahaneye ihtiyacı vardı. 31 Ağustos gecesi SS birlikleri Polonya askerlerinin üniformalarını giyerek Alman sınırındaki Gleiwitz radyo istasyonuna sahte bir saldırı düzenledi. Ertesi gün Hitler, Almanya'nın Polonya saldırılarına karşılık verdiğini ilan etti. Gerçekte ise saldırıyı düzenleyenler Polonyalılar değil, Nazilerin kendisiydi.

**1 Eylül 1939, sabah saat 04.45.** Alman zırhlısı Schleswig-Holstein, Danzig yakınlarındaki Westerplatte'deki Polonya savunma noktasını topa tuttu. Aynı anda bir buçuk milyondan fazla Alman askeri, Polonya sınırından içeri daldı. Tarihe **Gleiwitz Vakası** olarak geçen bu oyun, savaşın ilk yalanıydı. İki gün sonra Birleşik Krallık ve Fransa, Almanya'ya savaş ilan etti. Ama ilan etmek başka, savaşmak başkaydı; ne Fransa ne de İngiltere, Polonya'ya gerçek bir askeri destek gönderdi. Polonya, yalnız bırakıldı.

17 Eylül'de, sırtından bir bıçak daha saplandı: Sovyetler Birliği, doğudan Polonya'ya girdi. Varşova, 27 Eylül'de teslim oldu. Polonya Ordusunun son büyük birimi 6 Ekim'de silah bıraktı. **36 gün.** Bir ülkenin bağımsızlığı, sadece 36 günde tarihe karıştı. Ama Polonyalılar asla teslim olduklarını kabul etmedi; sürgündeki bir hükûmet kurdu ve işgal altındaki topraklarda gizli bir direniş ağı ördü.


Sahte Savaş, Kış Savaşı ve Baltık Devletlerinin İlhakı


Almanya batı Polonya'yı doğrudan ilhak edip ülkenin orta kesiminde bir işgal bölgesi kurarken, Sovyetler Birliği de doğuyu kendi topraklarına kattı. Ama Stalin'in iştahı burada durmadı. Saldırmazlık paktının gizli protokolüne dayanarak, Estonya, Letonya ve Litvanya'yı önce "karşılıklı yardım paktları" imzalamaya zorladı, ardından Haziran 1940'ta bu üç ülkeyi doğrudan ilhak etti; aynı ay Romanya'nın Besarabya ve Kuzey Bukovina bölgelerine de el koydu.

Batı cephesinde ise garip bir sessizlik hâkimdi. Tarihçiler buna "Sahte Savaş" adını verdi; İngiliz ve Fransız orduları sınırda beklerken, Almanya doğuda işini bitiriyordu. Kasım 1939'da Sovyetler Birliği, Finlandiya'ya saldırdı. Küçük Finlandiya, dev Kızıl Ordu karşısında herkesi şaşırtan bir direniş gösterdi. 105 gün süren Kış Savaşı'nda Sovyetlerin askeri zaafları tüm dünyaya sergilendi ve bu başarısızlık yüzünden Sovyetler Birliği, Milletler Cemiyeti'nden bile ihraç edildi. Savaş Mart 1940'ta Sovyetlerin küçük bir toprak parçası kazanmasıyla sona erdi, ama asıl kazanç başka yerdeydi: bu zafiyeti gören Hitler, ciddi ölçüde cesaretlenecekti.

Blitzkrieg: Fransa'nın Çöküşü ve Dunkirk Mucizesi


Nisan 1940'ta Almanya, Danimarka ve Norveç'i istila etti. Danimarka sadece iki saatte teslim oldu. Ama asıl fırtına, 10 Mayıs 1940'ta koptu. Aynı gün hem Winston Churchill İngiltere Başbakanı oldu, hem de Naziler Fransa'ya karşı harekete geçti. Müttefikler, Almanların güçlü Maginot Hattı'na cepheden saldıracağını sanıyordu. Ama General Erich von Manstein, Şubat 1940'ta Hitler ile yaptığı görüşmede ana zırhlı kuvvetlerin Ardenler üzerinden ilerlemesini öngören planı sundu. Nazi ordusu Wehrmacht, herkesin "geçilmez" dediği Ardenler ormanlarından sızdı. Almanların savaş doktrini **Blitzkrieg**, yani "yıldırım savaşı" taktiği, tarihte ilk kez bu ölçekte uygulandı: tanklar, uçaklar ve motorize piyade birlikte, hiç durmadan ilerledi.

Fransız ve İngiliz orduları, Lille yakınlarında kıskaca alındı. Geri çekilen Müttefik kuvvetleri Dunkirk'e sıkışırken, Alman zırhlı birliklerinin ilerleyişi 24 Mayıs'ta durduruldu. Hitler bu kararı onaylamıştı; Alman komutanlar ise tankların yıpranmış olması ve arazinin zırhlı birlikler için elverişsizliği gibi nedenlerle duraklamayı savunuyordu. Bu karar, Müttefiklere hayati bir zaman kazandırdı. 26 Mayıs'ta başlayan **Dynamo Harekâtı**'yla, İngiliz ve Fransız askerlerinin de aralarında bulunduğu 338 binden fazla Müttefik askeri, savaş gemileriyle birlikte yüzlerce sivil teknenin katıldığı dev bir kurtarma operasyonuyla İngiltere'ye tahliye edildi. Bu askerlerin önemli bir bölümü, dört yıl sonra Normandiya çıkarmasıyla Avrupa'ya geri dönecekti. Hitler'in Dunkirk'te orduyu 48 saat durdurma kararı, bugün bile "Hitler'in savaşı kaybettiği 48 saat" olarak adlandırılır.

Fransa'nın Teslimiyeti ve Britanya Muharebesi


14 Haziran 1940'ta Alman askerleri Paris sokaklarında yürüyordu. Avrupa'nın en güçlü ordularından biri sayılan Fransa, sadece altı haftada çökmüştü. Sekiz gün sonra Fransa ateşkes imzaladı. Hitler, 1918'de Almanya'nın yenilgiyi kabul ettiği aynı tren vagonunu yeniden Compiègne Ormanı'na getirtti; Fransız heyetine, Almanların Birinci Dünya Savaşı'nda yaşadığı aşağılanmanın tam tersini yaşatmak istiyordu. Ardından ülke ikiye bölündü; kuzey ve Atlantik kıyıları Alman işgaline bırakılırken, güneyde Almanya'yla iş birliği yapan **Vichy rejimi** kuruldu.

Ama Britanya, Hitler'in barış tekliflerini reddetti. Churchill, göreve geldiği ilk günlerde Avam Kamarası'na "kanımdan, emeğimden, gözyaşımdan ve terimden başka sunacak hiçbir şeyim yok" demişti. Temmuz 1940'ta **Britanya Muharebesi** başladı; Alman hava kuvvetleri Luftwaffe, İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri'ni yenip adayı istilaya hazırlamak istiyordu. Radar teknolojisi ilk kez bu ölçekte savaşın kaderini belirledi; İngilizler, Alman uçaklarını onlar daha havalanmadan görebiliyordu. Almanya, beklediği üstünlüğü hiçbir zaman elde edemedi. Hitler'in Britanya'yı işgal planı süresiz olarak rafa kalktı. Bunun yerine Londra ve diğer İngiliz şehirleri, **"Blitz"** adı verilen aylarca süren gece bombardımanlarına maruz kaldı.

Kuzey Afrika ve Balkanlar Cephesi


Nazilerin Fransa'yı yutması diğer arkadaşlarının iştahını kabartmıştı. 1940'ın sonbaharında savaş, Akdeniz'e ve Kuzey Afrika'ya sıçradı. İtalya, Mısır'daki İngilizlere ve Yunanistan'a saldırdı; ama her iki cephede de beklenmedik yenilgiler aldı. Kasım 1940'ta İngiliz Donanması'na bağlı uçaklar, **Taranto** limanındaki İtalyan donanmasına baskın düzenledi ve üç İtalyan savaş gemisini havadan gelen bu saldırıyla hizmet dışı bıraktı; bu, uçak gemilerinin savaş gemilerinin yerini alacağının ilk kanıtıydı. Aralık 1940'ta İngiliz birlikleri, General O'Connor komutasında Mısır'daki İtalyanlara karşı taarruza geçti ve Şubat 1941'e kadar Libya'nın büyük bölümünü ele geçirdi.

Hitler, müttefikini kurtarmak zorunda kaldı. Nisan 1941'de Almanya, Yugoslavya'yı ve Yunanistan'ı bir ay içinde işgal etti; Mayıs'ta ise Girit adasına tarihin ilk büyük çaplı hava indirme harekâtını gerçekleştirdi. Kuzey Afrika'da ise sahneye yeni bir isim çıktı: **Erwin Rommel**. "Çöl Tilkisi" lakaplı bu general, Mart 1941'de Alman Afrika Kolordusu'nu, İngiliz Milletler Topluluğu güçlerine karşı bir yıldan fazla süren bir kovalamacaya sürükledi. Tobruk limanı aylarca kuşatıldı; çöl savaşı, tankların benzin ve su kadar hayati olduğu, ele geçirilen limanın kaderi belirlediği acımasız bir satranca dönüştü.

Barbarossa Harekâtı: Almanya Sovyetler Birliği'ne Saldırıyor


Savaşta Naziler petrole su gibi ihtiyaç duyuyordu. Almanya'nın gözü Sovyetler Birliği'nin zengin kaynaklarına, özellikle de Kafkasya'nın petrol sahalarına çevrilmişti. Ama Hitler'in Sovyetler Birliği'ne saldırısının nedeni yalnızca kaynaklar değildi; bu aynı zamanda Nazilerin ideolojik düşmanına karşı açtığı bir imha savaşıydı.

**22 Haziran 1941, sabah saat 03.15.** Almanya, kendisiyle saldırmazlık paktı imzaladığı Sovyetler Birliği'ne, tarihin gördüğü en büyük istila kuvvetiyle saldırdı: üç buçuk milyon asker, üç bin tank, iki bin yedi yüz uçak. Barbarossa Harekâtı başlamıştı. Harekât ismini, üçüncü Haçlı Seferi'yle Kudüs'ü almak için yola çıkan ve Anadolu'da Mersin'de Göksu ırmağında boğularak ölen, on ikinci yüzyılda yaşamış ünlü Kutsal Roma-Germen İmparatoru Friedrich Barbarossa'dan almıştı. Stalin, istihbarat servislerinin defalarca uyarısına rağmen bu saldırıya inanmamıştı; ihanete uğramış gibi şaşkındı.

Yaz aylarında Wehrmacht, tarihin görmediği bir hızla ilerledi. Zaten üç ayda Rusları işgal edeceklerini planlamışlar, hatta kışlık teçhizat getirmeye bile ihtiyaç duymamışlardı. Ağustos'ta Leningrad kuşatıldı, Ağustos ortasında Kiev'e yönelen Alman kolordusu, dört Sovyet ordusunu kuşatıp imha etti; bu, tek bir muharebede alınmış en büyük esir sayılarından biriydi. Eylül'de Kiev düştü. Ama Hitler'in Moskova yerine Ukrayna'ya yönelme kararı, kritik haftaları harcadı. Bu sürede Sovyetler toparlandı. Rusların meşhur mareşali Jukov'un komutasındaki birlikler, Almanların Moskova önündeki ilerleyişini durdurdu. Ekim'de nihayet Moskova'ya yönelen **Tayfun Operasyonu** başladı. Kasım sonunda Alman öncü birlikleri başkente sadece otuz kilometre mesafede durduruldu. Ama işte tam bu noktada, Rusya'nın en eski müttefiki devreye girdi: kış. Aralık başında Sovyetler, taze Sibirya birlikleriyle beklenmedik bir karşı saldırı başlattı ve Alman hatlarını 100 ila 250 kilometre geriye itti. Blitzkrieg'in efsanesi, Moskova kapılarında kırılmıştı.

Pearl Harbor Baskını ve Pasifik Savaşının Başlangıcı


Ve aynı hafta içinde, dünyanın öbür ucunda, savaş küresel bir yangına dönüştü. **7 Aralık 1941, Pearl Harbor.** Japon uçak gemilerinden kalkan uçaklar, Amerikan Pasifik Filosu'na haber vermeden saldırdı. Saatler içinde sekiz Amerikan zırhlısı vuruldu, iki bin dört yüzden fazla Amerikalı hayatını kaybetti. Japonya'nın hedefi, Güneydoğu Asya'daki kaynaklara serbestçe ulaşmaktı; ama attığı bu adım, uykudaki devi uyandırdı. Amerika Birleşik Devletleri ertesi gün Japonya'ya savaş ilan etti. Birkaç gün sonra, müttefikleriyle dayanışma göstermek isteyen Hitler, hiçbir zorunluluğu olmadığı hâlde Amerika'ya savaş açtı. Bu, tarihin en büyük stratejik hatalarından biri olarak anılacaktı; çünkü artık Amerika'nın devasa sanayi gücü, tamamen savaşın içindeydi.

1942'nin ilk aylarında Japonya durdurulamaz görünüyordu. Filipinler, Malaya, Hollanda Doğu Hint Adaları birer birer düştü; 15 Şubat 1942'de İngilizler **Singapur'da** teslim oldu, bu Britanya İmparatorluğu tarihinin en ağır askeri yenilgilerinden biriydi. Filipinlerde Amerikan ve Filipinli askerler inatla direndi, ama Mayıs 1942'de onlar da teslim olmak zorunda kaldı.

Midway ve Guadalcanal: Pasifik'te Dönüm Noktası


Mayıs 1942'de **Mercan Denizi Muharebesi**'nde, Japonya'nın Port Moresby'yi ele geçirme planı, tarihte ilk kez iki tarafın gemilerinin birbirini hiç görmeden, sadece uçaklarla çarpıştığı bir deniz savaşında durduruldu. Ama asıl dönüm noktası, bir ay sonra geldi. Haziran 1942'de, **Midway Atolü** açıklarında her şey değişti. Amerikan şifre çözücüleri, Japon deniz kodlarını kırmıştı; Japon donanması bunu bilmeden bir tuzağa yürüdü. Tek bir günde dört Japon uçak gemisi dibi boyladı. Midway, Pasifik'teki savaşın dönüm noktası oldu; Japonya bir daha asla aynı saldırganlıkla ilerleyemedi.

Gücü kırılan Japonya, bu kez **Guadalcanal'da** bir başka kâbusla karşılaştı. Ağustos 1942'de başlayan bu ada savaşı, aylarca süren, denizde, karada ve havada eş zamanlı yürütülen bir yıpratma mücadelesine dönüştü. 1943'ün başında Japonlar nihayet yenilgiyi kabul edip adayı tahliye etti. Guadalcanal, Japonya'nın artık savunmaya geçtiğinin ilanıydı.

Ocak 1943'te, Fas'ın Casablanca kentinde Churchill ve Roosevelt bir araya geldi; burada alınan kritik bir kararla Mihver devletlerinden yalnızca **"koşulsuz teslimiyet"** kabul edilecekti. Artık pazarlık kapısı tamamen kapanmıştı.

El Alameyn Zaferi ve Stalingrad Kuşatması


Aynı yaz, dünyanın iki ayrı ucunda, iki dev muharebe şekilleniyordu. Kuzey Afrika'da, **El Alameyn'de** General Montgomery komutasındaki İngiliz Sekizinci Ordusu, Rommel'in binlerce mayınla döşediği hatları yarmaya çalışıyordu. Ekim sonunda başlayan İkinci El Alameyn Savaşı'nda Rommel geri çekilmek zorunda kaldı. Sekiz gün sonra, 8 Kasım'da Fas ve Cezayir kıyılarına yapılan **Torch Harekâtı** ile Rommel artık iki ateş arasında kalmıştı. Ocak 1943 sonunda Libya'nın tamamı Rommel'in elinden alındı.

Ama asıl kıyamet, **Stalingrad'da** kopuyordu. Ağustos 1942'de başlayan kuşatma, şehri sokak sokak, ev ev, hatta oda oda bir mezbahaneye çevirdi. Naziler şehrin yüzde seksenini ele geçirmişti; ama General Jukov ve Vasilevskiy'nin hazırladığı **Uranüs Harekâtı**, 19 Kasım'da her şeyi tersine çevirdi. Kızıl Ordu, Alman Altıncı Ordusunu kıskaca aldı. Şubat 1943'te, açlıktan ve soğuktan kırılan Alman Altıncı Ordusu teslim oldu. Stalingrad'da her iki taraftan toplam yaklaşık **2 milyon insan** öldü; bu, insanlık tarihinin gördüğü en kanlı muharebelerden biriydi. İşte bu noktada Doğu Cephesi'nde üstünlük, bir daha geri dönmemek üzere Sovyetler Birliği'ne geçti.

Kursk Savaşı ve İtalya Cephesi


1943 yazında Almanya, son büyük kumarını **Kursk'ta** oynadı. Ama Sovyet istihbaratı, Hitler'in planlarını önceden biliyordu; Kızıl Ordu'ya kilometrelerce derinliğinde savunma hatları hazırlamak için bolca zaman kazandırdı. Temmuz 1943'te başlayan **Kursk Savaşı**, tarihin gördüğü en büyük tank çarpışmasına sahne oldu. Naziler tamamen yorulduktan sonra, Sovyetler 5 Ağustos'ta Orel ve Belgorod'u, 23 Ağustos'ta da Harkov'u geri alarak karşı saldırıya geçti. Bu, Nazilerin Doğu Cephesi'nde giriştiği son büyük taarruzdu; ve yenilgiyle sonuçlandı. O andan itibaren inisiyatif, savaşın sonuna kadar bir daha Almanya'ya geçmeyecekti.

Aynı yaz, Müttefikler İtalya'ya ayak bastı. Temmuz 1943'te **Husky Harekâtı** ile Sicilya'ya çıkarma yapıldı. Aynı günlerde İtalya, Müttefiklerle gizlice bir mütareke imzaladı; ama Almanlar buna hızla karşılık verip ülkeyi bizzat işgal etti. Ocak 1944'te Roma'nın güneyine, **Anzio**'ya yeni bir çıkarma daha yapıldı; Monte Cassino manastırı çevresinde aylarca süren, tarihin en çetin dağ muharebelerinden biri yaşandı.

Bu arada işgal altındaki Avrupa'da, savaş sadece cephelerde değil, gölgede de sürüyordu. Almanya, ele geçirdiği topraklardan savaşın sonuna kadar 69,5 milyar reichsmarka varan bir servet çekti. Buna rağmen, Fransa'dan Yugoslavya'ya, Polonya'dan Sovyet topraklarına kadar her işgal edilen ülkede direniş hareketleri filizlendi; bu hareketler yıllarca sessizce büyüdü, sabotajlar düzenledi, istihbarat topladı ve gün geldiğinde Müttefiklerin en değerli müttefiki hâline geldi.

D-Day: Normandiya Çıkarması


**6 Haziran 1944.** Tarihin en büyük deniz aşırı çıkarma harekâtı, **Normandiya** sahillerinde başladı. Gece yarısı Müttefik paraşütçü birlikleri sahilin gerisindeki kritik köprü ve kavşaklara indi; gün ağarırken yoğun bir deniz ve hava bombardımanının ardından ilk piyade dalgaları kumsala çıktı. Utah, Omaha, Gold, Juno, Sword; kod adlı beş sahile aynı anda çıkarma yapıldı. Omaha sahili, dik yamaçlarında konuşlanmış Alman makineli tüfekleri yüzünden, Müttefik askerlerin en ağır bedeli ödediği yer oldu. 26 Haziran'da derin limanı Cherbourg'un ele geçirilmesiyle Amerikan savaş sanayisinin ürünleri Avrupa'ya oluk oluk akmaya başladı. 25 Ağustos'ta **Paris**, Özgür Fransa birlikleriyle birlikte özgürlüğüne kavuştu.

Bagration Harekâtı: Doğu Cephesinin Çöküşü


Ve tam Normandiya'dan on altı gün sonra, Sovyetler doğuda tarihin en yıkıcı taarruzlarından birini başlattı: **Bagration Harekâtı**. Stalin, bu harekâta bilinçli olarak 1812'de Napolyon'a karşı Borodino'da can veren efsanevi general Bagration'un adını vermişti; bu, tarihe atılmış sembolik bir intikam yeminiydi. Bir milyon iki yüz bin Sovyet askeri, beş bin iki yüz tank, altı bin uçak, eksik kadrolu Alman Merkez Ordular Grubu'nun üzerine çöktü. Taarruzun ilk günü bitmeden Alman hatları iki cephede yarıldı; Bobruisk'te Alman Dokuzuncu Ordusundan sadece 15 kişi kurtulabildi, Kızıl Ordu tek başına 70 bin esir aldı. Üç haftadan kısa bir sürede, Almanya 200 binden fazla askerini ve 22 generalini kaybetti; bazı kaynaklara göre bu rakam 400 bine ulaştı. Merkez Ordular Grubu, tarihin gördüğü en büyük askeri çöküşlerden birini yaşayarak neredeyse tamamen ortadan kalktı.

Ardenler Taarruzu, Auschwitz ve Yalta Konferansı


Batıda ise Müttefikler Paris'i özgürleştirdi, Alman sınırına dayandı. Eylül 1944'teki **Market Garden Operasyonu**, Hollanda üzerinden erken bir zafer umuduyla başlatıldı ama Arnhem'de Alman direnişiyle karşılaşıp başarısızlıkla sonuçlandı. Aralık 1944'te Hitler son bir kumar daha oynadı, **Ardenler'de** bir karşı taarruz başlattı; ama bu son kıvılcım da sönmekten kurtulamadı.

1945 baharına gelindiğinde, artık geri dönüş yoktu. Ocak ayında Sovyet birlikleri Varşova'yı aldı ve ilerlerken, tarihin utanç müzesine dönüşecek bir kapıyı araladılar: **Auschwitz**. Ocak 1945'te Kızıl Ordu askerleri bu toplama kampına ulaştığında, gördükleri manzarayı dünyayla paylaştı. Yahudi soykırımı — milyonlarca insanın, sadece kimlikleri yüzünden, sistematik bir imha makinesinde yok edildiği ortaya çıktı.

Şubat 1945'te, Kırım'ın **Yalta** kentinde Churchill, Roosevelt ve Stalin bir araya gelip savaş sonrası dünyanın sınırlarını, neredeyse bir masa üzerinde, kalemle çizdi. Yalta'da atılan imzalar, aslında bir zaferin değil, gelecek elli yıl sürecek bir Soğuk Savaş'ın ilk haritası olacaktı.

Berlin'in Düşüşü ve Hitler'in İntiharı


Nisan 1945'te Sovyet ve Amerikan birlikleri Elbe Nehri kıyısında, Torgau'da buluştu. Almanya artık iki taraftan sıkıştırılan, çöken bir imparatorluktu. 16 Nisan'da Kızıl Ordu, **Berlin'e** taarruza başladı. Şehir, ev ev, sokak sokak savunuldu; ama sonuç değişmeyecekti. **30 Nisan 1945**'te, kendi başkentinin enkazında, bir yeraltı sığınağında, **Adolf Hitler intihar etti**. 7 Mayıs'ta General Jodl teslim belgesini imzaladı; 8 Mayıs 1945'te Almanya koşulsuz olarak teslim oldu. Hitlerin bin yıl sürecek dediği III. Reich çökmüştü. Avrupa'da savaş bitmişti. Ama dünya için henüz değil.

Hiroşima, Nagazaki ve Japonya'nın Teslimiyeti


Çünkü Pasifik'te, Japonya hâlâ direniyordu. Şubat-Mart 1945'te **İwo Jima**'da, Amerikan askerleri her metrekareyi kanla aldı. Nisan-Haziran 1945'te **Okinawa**'da yaşanan muharebe, savaşın en kanlı sayfalarından birini daha yazdı. Japonların sonuna kadar direnen bir yapıda olması ve korkunç kamikaze saldırıları, Japonya'nın ana adalarına yapılacak bir kara istilasının yüz binlerce, belki milyonlarca can alacağını gösteriyordu. ABD Başkanı Truman, önündeki bu korkunç hesaplamayla, tarihin en tartışmalı kararlarından birini verdi.

**6 Ağustos 1945, sabah saat 08.15.** Hiroşima üzerine **"Little Boy"** adlı atom bombası düştü. Bir şehir, saniyeler içinde küle döndü, on binlerce insan anında hayatını kaybetti. Üç gün sonra, 9 Ağustos'ta, **Nagazaki** aynı kaderi paylaştı. Aynı gün Sovyetler Birliği, Japonya'ya savaş ilan edip Mançurya'yı istila etti. 15 Ağustos 1945'te, İmparator Hirohito, halkına daha önce hiç duymadıkları bir sesle, radyodan teslimiyeti duyurdu. **2 Eylül 1945**'te, USS Missouri savaş gemisinin güvertesinde imzalar atıldı. Tam altı yıl önce Polonya sınırında başlayan yangın, dünyanın öbür ucunda son buluyordu.

Savaşın Bilinmeyen Sayfaları


Bu altı yılın gerçek dehşeti, sadece cephe hatlarında değil, çoğu zaman kimsenin bilmediği köşelerde saklıydı. Örneğin Almanya'nın o efsanevi yıldırım hızı, aslında bir hapın içindeydi. Pervitin. Wehrmacht, 1940'ta Fransa'ya girerken askerlerine milyonlarca **metamfetamin** hapı dağıtıyordu; "Panzerçikolatası" lakaplı bu haplar sayesinde askerler günlerce uyumadan yürüyüp savaşabiliyordu. Sadece dört ay içinde otuz beş milyondan fazla hap tüketildi.

Savaşın en garip sayfalarından biri de, henüz Sovyetler Birliği'ne saldırılmadan bir ay önce yaşandı. Hitler'in en yakın adamlarından, partinin ikinci adamı **Rudolf Hess**, 10 Mayıs 1941'de kimseye haber vermeden tek başına bir savaş uçağına bindi ve İskoçya'ya uçtu. Amacı, İngiltere ile gizli bir barış anlaşması yapmaktı; öyle ki paraşütle bir çiftliğe indiğinde onu karşılayan İskoç çiftçi, elinde bir dirgenle onu yakaladı. İngiltere ise Hess'i savaşın sonuna kadar bir hapishanede tutacaktı. Bu olay hâlâ tarihin en açıklanamayan gizemlerinden biri olarak anılıyor.

Stalingrad'ın gölgesinde kalan başka bir trajedi ise bir babanın hikâyesiydi. Almanlar, kuşatmada esir aldıkları Mareşal Paulus'u, kendi ellerindeki bir esirle takas etmeyi teklif etti. Ama o esir, **Stalin'in öz oğlu Yakov'du**. Rivayete göre Stalin teklifi reddetti, "ben bir mareşalı bir teğmenle takas etmem" dedi. Yakov, savaşın bitmesine daha aylar varken bir Alman kampında hayatını kaybetti.

Filipinler'de küçük bir adada, **Hiroo Onoda** adlı bir Japon teğmen, elinde tüfeği, savaşın bittiğine asla inanmadı. Ona bırakılan binlerce el ilanını, hatta ailesinin fotoğraflarını bile birer düşman tuzağı sandı. Cengelin ortasında, tek başına, sanki savaş hâlâ sürüyormuş gibi otuz yıla yakın bekledi. Onu nihayet 1974'te ikna edebilen tek şey, eski komutanının bizzat adaya gelip ona emri şahsen iptal etmesi oldu. Yani bu savaş, dünyanın resmi takviminde 1945'te kapansa da, bir adam için gerçekte 1974'e kadar hiç bitmemişti.

Savaşın Teknolojisi ve Bilim Cephesi


Bu altı yıl boyunca savaş, sadece cephe hatlarında değil, laboratuvarlarda ve atölyelerde de yürüdü. İlk kez bu ölçekte **radar**, düşman uçaklarını gökyüzünde görünmeden önce tespit etmeyi sağladı ve Britanya Muharebesi'nin kaderini belirledi. Denizlerde savaş gemisinin tahtını uçak gemisi devraldı; Pearl Harbor, Mercan Denizi ve Midway'de bu değişim net bir şekilde görüldü. Alman **Enigma** şifreleme makinesinin İngiliz Ultra programı tarafından kırılması, savaşın görünmeyen ama belki de en kritik cephesiydi; bu sayede Müttefikler, düşmanın planlarını çoğu zaman düşmandan önce öğrendi. Tank, Birinci Dünya Savaşı'nın yavaş, hantal aracından çıkıp blitzkrieg'in bel kemiği haline geldi. Ve savaşın son yılında, Amerika Birleşik Devletleri'nin Manhattan Projesi ile gizlice geliştirdiği atom bombası, insanlığı yepyeni ve karanlık bir çağın eşiğine getirdi.

Soykırım ve İnsanlık Suçları


Ama teknolojinin gölgesinde, insanlık tarihinin en karanlık suçları da işleniyordu. Nazi Almanyası, sadece bir savaş yürütmüyor, aynı zamanda planlı bir imha programı yürütüyordu. Yaklaşık **6 milyon Yahudi** sistematik olarak öldürüldü. Bunun yanında Romanlar, engelliler, Polonyalılar, Sovyet savaş esirleri, siyasi muhalifler ve başka birçok grup da Nazi zulmünün kurbanı oldu. Almanya'nın elindeki milyonun üzerinde Sovyet savaş esirinden yaklaşık üç buçuk milyonu, kasıtlı olarak kötü koşullarda tutulduğu kamplarda hayatını kaybetti. Doğu Asya'da ise Japon işgali altında en az 5 ila 10 milyon Çinli sivil köle işçi olarak çalıştırıldı; Japon savaş esiri kamplarındaki ölüm oranı, Alman ve İtalyan kamplarındakinden yedi kat daha yüksekti. Ve madalyonun her iki yüzünde de sivil kıyım vardı; Sovyet gizli servisi binlerce Polonyalı subayı **Katyn** ormanında kurşuna dizerken, savaşın son aylarında Sovyet birliklerinin ilerlediği Alman topraklarında büyük çaplı cinsel şiddet vakaları yaşandı.

Savaşın Bilançosu ve Yeni Dünya Düzeni


Geriye kalan, sadece rakamlardı. Ama bu rakamlar, insan aklının kavrayamayacağı kadar büyüktü. **70 ila 85 milyon insan öldü**; tarihin gördüğü en ölümcül çatışma. Sadece Sovyetler Birliği'nde 27 milyonu aşkın kişi hayatını kaybetti; ülke nüfusunun neredeyse dörtte biri, ya öldü ya yaralandı. Almanya'nın ırkçı politikaları yüzünden 11 ila 17 milyon sivil katledildi; bunların arasında 6 milyon Yahudi, Roman, engelli, eşcinsel ve siyasi mahkûm vardı. Asya'da Japon kuvvetleri tarafından 3 ila 10 milyon sivil öldürüldü.

Ama savaş biterken, dünya yeniden şekilleniyordu. Yıkımın enkazından, gelecekteki çatışmaları önlemek umuduyla **Birleşmiş Milletler** kuruldu. Savaşı kazanan Sovyetler Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri, artık iki rakip süper güç olarak karşı karşıya duruyordu; bu karşı karşıya duruş, yarım asır sürecek bir **Soğuk Savaş**'ın tohumlarını ekti. Avrupa'nın büyük imparatorlukları bu savaşta o kadar çok kan ve güç kaybetti ki, sömürgeleri elinden kaymaya başladı; Asya ve Afrika'da bağımsızlık rüzgârları esmeye başladı. Bir zamanlar birbirini yok etmeye çalışan Fransa ve Almanya, bir daha asla savaşmamak için, aynı masada oturup bugünkü **Avrupa Birliği**'nin ilk tohumlarını attı.

İşte İkinci Dünya Savaşı'nın en büyük ironisi burada saklı. Bir barış antlaşmasının aşağılattığı bir halk, intikam peşinde koşarken dünyayı ateşe verdi. Bir ressam olmak isteyen adam, tarihin gördüğü en büyük yıkımın mimarı oldu. Ve o ateş söndüğünde, geriye kalan küller üzerinde, insanlık bir kez daha "bir daha asla" demeyi denedi; Birleşmiş Milletler'in kuruluş belgesine, tam da bu yüzden, "gelecek nesilleri savaşın belasından kurtarmak" cümlesi ilk satır olarak yazıldı.

Bu savaş sadece bir yıkım değil, aynı zamanda bugünkü dünyanın da temeliydi. Birleşmiş Milletler bu enkazın üzerine kuruldu, Soğuk Savaş'ın cepheleri bu savaşın son günlerinde çizildi, atom çağı Hiroşima'nın küllerinden doğdu. O küller üzerine kurulan yeni düzenin izleri, sınırlarda, ittifaklarda, hatta bugün hâlâ tartıştığımız güç dengelerinde, üzerimizde yaşamaya devam ediyor.

Yorum Yap

Daha yeni Daha eski