Prenses Süreyya: Şah'ın 'Sürgün' Ettiği Gözyaşı. İran Sarayının Gizli Dramı

Dünyanın En Güzel Kadınının En Acı Kaderi

Dünyanın en güzel kadını seçildi, en pahalı mücevherleri taktı, bir imparatorluğun kalbi ona aitti. Ama bir tek şeyi yoktu: Bir varis. İran Şahı Pehlevi, karısına bakıp "Gitmelisin" dediğinde, aslında sadece bir kadını değil, kendi kalbini de sürgüne gönderiyordu. Tarihin gördüğü en lüks ama en acı dolu boşanma hikâyesi, Prenses Süreyya'nın gözyaşları bu yazının konusu.


Prenses Süreyya Kimdir? Yarı Alman, Yarı İranlı Bir Asalet

Süreyya İsfendiyari Bahtiyari, yarı Alman yarı İranlı asil bir ailenin kızıydı. Berlin'de yetişen bu genç kızın yolu, 1948 yılında İran Şahı ile kesiştiğinde dünya sarsılacaktı.

Şah Muhammed Rıza Pehlevi, 1941'de Batı'nın desteğiyle babasının ardından İran tahtına oturmuştu. Tahta çıkmadan önce Mısır Kralı Fuad'ın kızı Fevziye ile evlenmişti; 1939'da gerçekleşen bu evlilik tamamen siyasi bir ittifaktı. Ancak Prenses Fevziye ona erkek varis veremeyince 1948'de boşandı. Ardından karşısına, ona aynı kaderi yaşatacak başka bir kadın çıkacaktı. Ve bu kez Süreyya'nın ahı tutacaktı.


İlk Görüşte Aşk ve Görkemli Bir Düğün

Şah, Süreyya'yı ilk görüşte sevmişti. Kısa sürede gerçekleşen nişan ve ardından gelen o devasa düğün; 2.000 elmaslı gelinlik, tonlarca gümüşle süslenen saray odaları ve dünyanın her yerinden gelen krallar ile kraliçeler... Süreyya artık İran'ın Kraliçesi, halkın sevgilisi ve Şah'ın en büyük tutkusuydu. Ancak bu masalın üzerinde, sarayın karanlık dehlizlerinden gelen bir gölge dolaşmaya başladı.


İran Kraliçesi Türkiye'de: "Göz Kamaştıran Kraliçe"

İkili, dünyada son derece popülerdi. Bu popülerliğin asıl kaynağı, Şah Rıza Pehlevi'nin Batı yanlısı politikaları ve bunun uluslararası medyada örnek gösterilmesinin yanı sıra Prenses Süreyya'nın eşsiz güzelliğiydi. 1956'da Şah ve karısı Türkiye'ye resmi ziyarette bulunduklarında, Türk basınında "Göz Kamaştıran Kraliçe" manşetiyle geniş yer buldular. Bu ziyaretin etkisi o kadar derin oldu ki kimi Türk aileler prensesten esinlenerek yeni doğan kızlarına "Süreyya" adını taktılar.


Sarayı Sallayan Varis Krizi

Yıllar geçiyor, ancak saray beklediği müjdeyi bir türlü alamıyordu: Süreyya hamile kalamıyordu. Dünyanın en iyi doktorlarına gidildi, en pahalı tedaviler uygulandı; sonuç değişmedi. Saray erkânı fısıldaşmaya, Şah'ın annesi baskıyı artırmaya başladı. "Pehlevi hanedanının sonu mu gelecek?" sorusu sarayın soğuk duvarlarında yankılanıyordu.

Bunun üzerine Şah, Süreyya'ya imkânsız bir teklif sundu: "Üzerine bir kuma getireyim, sen kraliçe kal ama varisi o doğursun." Süreyya'nın cevabı tarihe geçti:

"Ben aşkımı paylaşmam. Onurum, tacımdan daha değerlidir."


13 Şubat 1958: Tarihin En Gözyaşlı Boşanma Kararı

Tarih 13 Şubat 1958'di. İran televizyonu ve radyoları hayatın durduğu o anı yayınlıyordu. Şah, boğazı düğümlenerek, gözyaşları içinde boşanma kararını okudu. Devletin bekası, aşkı yenmişti.

Süreyya artık bir "sürgün kraliçe"ydi. İsviçre'ye giden o uçağın camından İran topraklarına son kez bakarken yanında sadece mücevherleri ve bitmek bilmeyen hüzünlü gözleri vardı. Şah, sevdiği kadını kovmuştu; ama o günden sonra ne Şah güldü ne de İran sarayı eski huzurunu bulabildi.


Mahzun Prenses: Avrupa'daki Sürgün Yılları

Süreyya, hayatının geri kalanını Avrupa'da geçirdi. "Mahzun Prenses" olarak anıldı. Sinema filmlerinde oynadı, lüks davetlere katıldı; ama gözlerindeki derin keder hiç geçmedi.


Pehlevi'nin Sonu: Ahın Gücü mü, Tarihin Cilvesi mi?

Yunus Emre'nin dediği gibi, mazlumun ahı indirirdi şahı. Muhammed Rıza Pehlevi, Süreyya'dan sonra Farah Diba ile görkemli bir düğün yaptı. Çok istediği erkek varisler dünyaya geldi. Ancak ikilinin saray ve şatafatlı yaşamı, İran İslam Devrimi'ne giden yolda fitilin ateşleyicilerinden biri oldu. Yeni kraliçenin süt banyolarına karşılık halkın sefaleti, sokaklardaki protestoların gücünü artırdı.

Elbette 1979 İslam Devrimi'ne giden yol, tek bir olaya bağlanamayacak kadar karmaşıktı; bu süreç toplumsal, ekonomik ve siyasal birçok faktörün sonucunda gerçekleşti. Ne var ki sonuç değişmedi: 1979'da Pehlevi iktidarı sona erdi ve bir devir kapandı. Şah ülkeden kaçarak sürgünde ülke ülke gezdi; sonunda 1980'de Mısır'da hayatını kaybetti.

Pehlevi hanedanı için acılar bununla da bitmedi. Beş çocuğundan kızı Leyla 2001'de aşırı dozdan hayatını kaybederken, oğlu Ali Rıza 2011'de intihar etti. İlk taht varisi olan en büyük oğlu ise günümüzde Amerika Birleşik Devletleri'nde hâlâ hayattadır ve İran muhalefetinde aktif rol oynamaktadır.


Süreyya'nın Yalnız Ölümü: Başucundaki Mektup

Süreyya, 2001 yılında Paris'te yapayalnız bir dairede hayata gözlerini yumduğunda, başucunda hâlâ Şah'ın ona gönderdiği son mektup duruyordu.

Bir kadın ki tacından onurunu üstün tuttu. Bir şah ki devletin baskısına boyun eğdi ve hem sevdiği kadını hem de kendi kaderini değiştirdi. Tarih, bu ikisine farklı sayfalar yazdı; ama Süreyya'nın adı, "Mahzun Prenses" olarak sonsuza dek yaşamaya devam ediyor.



Yorum Yap

Daha yeni Daha eski