İran'ı Amerika'nın Hakimiyetinden Kurtaran İmam Humeyni Kimdir

İran

Bir adam. Beş aylıkken babasız kaldı. On beş yaşında tamamen yalnız. Ama onlarca yıl sonra dünyanın en güçlü ülkesini dize getirdi. Amerika'ya "Büyük Şeytan" dedi. Milyonlar onun için sokağa döküldü. Bir ülkenin tüm dengelerini yerle bir etti.

Peki Ayetullah Humeyni kimdi? Neden yıllarca üç farklı ülkede sürgünde yaşadı? Neden Şah onu bu kadar tehlikeli buldu? Ve en tuhaf soru şu: "Büyük Şeytan" dediği Amerika ile aynı anda neden gizli pazarlık masasına oturdu?


Ruhullah Musavi'nin Doğumu ve Çocukluğu (1902)

1902 yılı. İran'ın küçük bir kasabası olan Humeyn. Varlıklı bir din adamı ailesine doğan Ruhullah Musavi, daha beş aylık bir bebekken hayatın en ağır darbesiyle yüzleşti. Babası, bölgenin toprak ağasının emriyle katledildi. Büyütecek bir baba yoktu artık. On beş yaşına geldiğinde annesi ve halasını da kaybedince sahipsiz kalan genç Ruhullah, 1920'de Arak şehrine ilim tahsiline yöneldi. İşte o küçük, kasvetli oda; bu çocuğu ilerleyen yıllarda bir imparatorluğun yıkıcısına dönüştürecek fikirlerin yeşerdiği yer oldu. 1922'de ise Kum şehrine yerleşti.

Asıl adı Ruhullah Musavi'ydi. Ruhullah, Arapçada "Allah'ın ruhu" anlamına gelir. Musavi soyadı ise Hz. Ali'nin soyundan, yani Ehlibeyt'ten geldiğine işaret ediyordu. 1930'da ise doğduğu kasabanın adını, Humeyni soyadı olarak benimsedi ve dünyaya Humeyni olarak tanındı. Yıllar sonra Şiiliğin en yüksek dini unvanını aldığında ise adının önüne "Ayetullah" — yani "Allah'ın ayeti" — eklendi.


Şah Muhammed Rıza Pehlevi ve CIA'nın Gölgesi

İkinci Dünya Savaşı'nın dumanı henüz dağılmamışken tahta çıkan Şah Muhammed Rıza Pehlevi, Batı'nın Ortadoğu'daki en kıymetli piyonuydu. Soğuk Savaş'ın dondurucu atmosferinde Amerika'nın İran üzerindeki nüfuzu öylesine derine işlemişti ki CIA, 1953'te Başbakan Musaddık'ı devirerek Şah'ı tahta oturtan darbeyi bizzat organize etmişti.

Şah bu desteğin arkasına sığınarak "Beyaz Devrim" adını verdiği reformlarla ülkeyi modernleştirmeye girişti. Kadın hakları genişledi, eğitim yatırımları arttı, köylüye toprak dağıtıldı. Yüzeyden bakıldığında muhteşem bir tablo. Fakat tablonun altındaki çürüme bambaşka bir hikâye anlatıyordu.

Batı'dan akan dolarlar Şah ve çevresinin ceplerini doldururken ülkenin gerçek sahibi olan halk yoksullukta boğuluyordu. Şah'ın kurduğu gizli polis örgütü SAVAK, rejim muhaliflerini gece yarısı kapılarından söküp alıyor, işkence odalarında kaybediyordu. SAVAK'ın yöntemlerini bizzat eğiten CIA ajanları İran topraklarında at koşturuyordu. Her taşın altından Amerika çıkıyordu.


Humeyni'nin Yükselişi: Ayetullah Unvanından Tutuklanmaya

Bu tabloya en yüksek sesle itiraz eden, Kum şehrindeki büyük Ayetullah Humeyni oldu. İmam Humeyni din, felsefe ve mantık konularında pek çok eser kaleme alıp önemli bir din adamı olsa da onu İran'a tanıtan; Şah Rıza Pehlevi iktidarını açıktan eleştirmesi ve karşı çıkması oldu. Batı tipi rejime tamamen karşıydı. Devlet yönetiminde İslam kurallarının geçerli olmasını savunuyordu. 1950'li yıllarda önce Ayetullah, 1960'da ise Büyük Ayetullah adını aldı. Böylelikle Şiiliğin en yüksek makamına erişmişti.

1963'te Şah'ın dini vakıfların mülklerine el koymasını alenen lanetleyince tutuklandı. O gecenin sabahında Kum sokakları kan gölüne döndü. Üç yüzü aşkın Humeyni destekçisi hayatını kaybetti. O dönüm noktasından kısa süre sonra 1964'te, İran topraklarında ikamet eden Amerikalılara yasal dokunulmazlık veren yasa teklifinin kanunlaşması; başlı başına aşağılayıcı bir uygulama olarak görüldü ve Şah karşıtları arasında derin bir infiale yol açtı.


Türkiye ve Bursa Sürgünü: Bir Türk Ailenin Misafiri

Humeyni bir yıl tutuklu kaldıktan sonra 1964 yılında Türkiye'ye sürgün edildi. Gece yarısı operasyonuyla Tahran Havaalanı'na götürülen Humeyni, önce Ankara'ya ardından Bursa'ya gönderildi. Bursa'da askeri istihbaratçı ve Farsça bilen Albay Ali Çetiner'in evinde misafir olarak kaldı.

Bursa'daki sürgün günlerine dair istihbarat raporlarından elde edilen bilgilere göre Humeyni, kendisini ağırlayan Çetiner ailesiyle gerçek bir dostluk kurmuştu; bu durum İran istihbaratını oldukça rahatsız etti. Dünyayı ikiye bölen bir adam, Türkiye'nin sakin sokaklarında bir Türk ailenin sofrasında misafir olarak oturmuştu.


Necef Sürgünü ve Dünyanın İlk Kaset Devrimi

Türkiye'den sonra yol Irak'ın Necef şehrine uzandı. Şiiler için kutsal bir toprak. Humeyni burada on dört yıl boyunca talebe yetiştirdi, ders verdi, yazdı ve bekledi. Şah ise uzaktan endişeyle izliyordu. Çünkü Humeyni'nin her sözü kaset bantlarına kaydedilip İran'a kaçak yollarla taşınıyor ve camilerden çalınıyordu. Yüz binlerce kişi o sesi duyuyordu. Bu yüzden bazı tarihçiler İran Devrimi için "Dünyanın ilk kaset devrimi" tanımını yapar.

Ayetullah Humeyni, Irak'tan yaptığı çağrılarla Şah'ın devrilmesini istiyor ve bu sözleri halkta büyük kabul görmeye başlıyordu. Bunun üzerine Şah Pehlevi, Saddam Hüseyin'e baskı kurarak Humeyni'nin ülkeden gönderilmesini sağladı. 1978 yılında yeni durağı Fransa'nın başkenti Paris oldu. Ama bu sürgün, planlanmış her şeyi tersine çevirecekti.


Tarihin En Büyük Sırrı: Humeyni ile Amerika'nın Gizli Pazarlığı

Ve işte burada tarihin en çarpıcı sırrı sahneye çıkıyordu. BBC'nin gizliliği kaldırılan Amerikan arşivlerinden elde ettiği belgelere göre, Humeyni 27 Ocak 1979'da Carter yönetimine bir mesaj göndererek anlaşma önerdi: "İranlı askeri liderler sizi dinler, İran halkı ise beni." Humeyni, Carter'a ordu üzerindeki etkisini kullanarak iktidarı ele geçirmesine yardım etmesini öneriyor; bunun karşılığında İran'ı sakinleştireceğini, istikrarı yeniden sağlayacağını ve İran'daki Amerikan çıkarlarını koruyacağını taahhüt ediyordu.

Carter ise Humeyni'yi çok az siyasi bilgi ve birikime sahip dini bir lider olarak görüyordu. Amerikalılar, Perslerin efsanevi müzakere becerilerini gözden kaçırmıştı. Ve Humeyni beklenenden çok daha farklı bir yönetim kurdu.

Paris'ten yayılan çağrılar, kaset bantlarına doldurularak İran'a taşındı ve devasa bir propaganda dalgası oluşturdu. Batılı medyanın Humeyni'ye açtığı mikrofon, onu küresel bir figüre dönüştürdü. Kum'daki öğrenciler ayaklandı. Şah'ın polisi ateş açtı. Sokaklar kan gördü. Ve o kan, devrim ateşini daha da körükledi.


1 Şubat 1979: Tarihin Dönüm Noktası

1 Şubat 1979. Air France uçağı Tahran pistine dokunduğunda, pistin iki yanında tekbir sesleriyle bekleyen insan denizi üç milyonu geçmişti. On beş yıl sürgünde kalan, kimsesiz büyüyen o çocuk, artık bir ülkenin yeni lideriydi. Monarşi tarihe karışmıştı.

İktidara gelir gelmez Amerika'yı "Büyük Şeytan" ilan etti. Şah'ın iade edilmesi yönünde tehditlerde bulundu. Öfkeli İranlı gençler Tahran'daki ABD Büyükelçiliği'ni basarak 66 Amerikalıyı rehin aldı. Rehine krizi 444 gün sürdü. Başkan Carter bu utancı sırtında taşıyarak 1980 seçimlerini Reagan'a kaptırdı.


İran-Irak Savaşı: Sekiz Yıllık Kanlı Hesaplaşma

Ve yalnız bu kadar değildi. Humeyni'nin doğurduğu yeni İran'ın oluşturduğu sarsıntı, Saddam Hüseyin'i harekete geçirdi. Amerika'nın kışkırtmasıyla Irak, 1980 yılı Eylül ayında Şattülarap suyolundaki sınır anlaşmazlığını bahane ederek İran'a saldırdı. Sekiz yıl süren bu savaşta toplam kayıp bir milyona yaklaştı. Humeyni bu savaşı barışla bitirmeyi uzun yıllar reddetti; ta ki ABD savaş filosunun İran'ın sivil uçağını düşürüp 290 masum yolcu ve mürettebatı öldürmesine kadar. Humeyni bu ateşkesi, bardağı dolduran zehiri içmek olarak nitelendirmişti.


Kamuoyunun Bilmediği Humeyni: Futbol, Felsefe ve Gorbaçov Mektubu

Peki ya kamuoyunun bilmediği Humeyni? Vefat ettiğinde mahalle bakkalına borcu olan ve son derece mütevazı bir hayat yaşadığı aktarılan bu adamın, gençliğinde Aristo ve Platon'dan etkilendiği, İbn-i Arabi ve Rumi'nin izinden gittiği belgeleniyor. Gençliğinde futbol oynadı, Fransa sürgününde maç takip etti. Paris'te bulunduğu dönemde Müslüman garson olmadıkça hiçbir restoranda yemek yemedi. Tasavvuf geleneğinden beslenerek şiirler yazdı, ikiyüzü aşkın ilmi eser kaleme aldı. Başta televizyonu ahlaki açıdan sakıncalı buluyordu; ama sonra propaganda gücünü fark edip aktif kullandı.

1988'de İngiltere'de Şeytan Ayetleri adlı kitabı kaleme alan ünlü Hintli yazar Salman Rüşdi'nin öldürülmesi için fetva verdi. Bu fetva, 1998'de İngiltere ile ilişkileri düzeltmek isteyen İran yönetimi tarafından kaldırıldı.

Humeyni, ölümünden kısa bir süre önce, 1989 yılının başında Sovyet lideri Mihail Gorbaçov'a tarihi bir mektup göndererek SSCB'de komünizmin çökmek üzere olduğunu ve Batı kapitalizminin de bu boşluğu dolduramayacağını ileri sürdü. Gorbaçov'u İslam felsefesini, özellikle İbn-i Arabi ve Farabi'yi incelemeye davet etti. Mektuptan iki yıl sonra Sovyetler Birliği dağıldı.İran İslam Devrimi


Humeyni'nin Ölümü ve Mirası

3 Haziran 1989. Hastane odası. Oğlu Hacı Ahmet, babasının son anlarını aktardı: Son gün sabahın erken saatlerinde yatağının üstünde namaz kılıyordu. Sonra yattı ve bir daha kalkmadı. Cenaze törenine katılan kalabalık on milyonu aştı; izdihamda can bile verildi.

Onun bıraktığı miras hâlâ günümüzde devam etmektedir.




Yorum Yap

Daha yeni Daha eski