Kendi askerleri tarafından parçalanan bir adam. Hindistan'ı titreten, Osmanlı İmparatorluğu'nu masaya oturtan ancak sonunda çadırında kanlı bir sabaha uyanan lider. Nadir Şah'ın hikayesi, küllerden imparatorluğa, imparatorluktan suikasta giden olağanüstü bir serüvendir. Avşarlar hanedanının kurucusu ve ilk hükümdarı olan Nadir Şah, fethettiği topraklarla adının Asya'nın Fatihi olarak anılmasını sağlamıştır. Afşar Türkmenlerinin lideriyken Hindistan'a kadar uzanan coğrafyayı fethetmiştir.
Erken Dönem ve Yükseliş (1688-1725)
Nadir Şah, Kasım 1688 yılında Kuzey Horasan'da doğmuştur. Kırklı obasına mensup olan Nadir'in babası İmam Kulı, oğlu daha çocukken hayatını kaybetmiştir. Bu kayıp üzerine genç Nadir, Ebîverd bölgesi valisi Baba Ali Bey'in maiyetine girmiş ve ileriki yıllarda onun iki kızıyla evlenmiştir. 1723 yılında Baba Ali Bey vefat edince Nadir onun yerini almış ve hakimiyetini bulunduğu dar coğrafya ile sınırlandırmamıştır.
Bu dönemde İran, Gılzaylar tarafından işgal edilmiş durumdaydı. Nadir Şah da Meşhed bölgesinin hâkimi olan Melik Mahmûd-ı Sîstânî'ye katılmıştır. Fakat adı ona karşı düzenlenen bir suikaste karışınca kaçmak zorunda kalmıştır. Sonradan 1725 yılı geldiğinde Meşhed bölgesinde yüksek meziyetleri fark edilmeye başlamış ve itibarı artmıştır. Horasan bölgesinde hatırı sayılır emirlerinden biri olunca Safevî tahtı için mücadele veren Abbas Mirza'nın dikkatini çekmiştir.
Safevî tahtı için mücadele eden Abbas Mirza'nın babası olan II. Tahmasb'ın hizmetine girerek onun talebiyle muhafız kuvvetleri kumandanlığına getirilmiştir. Artık Tahmasb Kulı Han unvanıyla anılmaktaydı. Nadir Şah bu dönemde Meşhed'i zapt etmiş ve Şîraz'ı Gılzaylar'dan geri almıştır.
Osmanlı ile Mücadele ve İlk Başarılar (1730-1732)
Nadir Şah, çevre ülkelerdeki gelişmeleri de çok yakından takip ediyordu. Osmanlı İmparatorluğu'nun başkenti İstanbul'da Patrona Halil İsyanı çıkınca fırsatı hemen değerlendirmiş ve Tebriz dahil Irak-ı Acem ve Azerbaycan'da Osmanlılar'ın elinde bulunan yerleri yeniden Safevîler'e kazandırmıştır. Daha sonra doğuya yönelerek Afganistan'da bulunan Abdâlîlerin elindeki Herat'ı almıştır.
Fakat Osmanlılar'ın başlattığı karşı harekât, İran cephesindeki dengeleri bir anda değiştirmiştir. Şark Seraskeri Ahmed Paşa'nın ordusu Hemedan ve Kirmanşah'ı ele geçirirken, aynı süreçte Ahmed Paşa'nın kuvvetleri Safevî hükümdarı II. Tahmasb'ı ağır bir yenilgiye uğratmıştır. Doğudan gelen bu baskıyı tamamlayan hamle ise Hekimoğlu Ali Paşa'dan gelmiştir. Osmanlı birlikleri Urmiye'ye, ardından da Tebriz'e girmiştir. Bu askerî gelişmeler, iki tarafı masaya oturmaya zorlamış ve 10 Ocak 1732'de bir antlaşma imzalanmıştır.
Yapılan anlaşmaya göre Tebriz, Hemedan ve Kirmanşah Safevîler'e bırakılıyor; buna karşılık Gence, Tiflis, Revan, Şirvan ve Dağıstan Osmanlı hâkimiyetinde kalıyordu. Ancak bu düzenleme ne İstanbul'da ne de İran'da gerçek bir memnuniyet yaratmamıştır. Osmanlı tahtında bulunan Sultan I. Mahmud, kazanımların yetersiz olduğunu düşünürken, İsfahan'a dönen Nâdir ise bu antlaşmayı açık bir geri adım olarak görmüştür.
İktidarın Ele Geçirilmesi (1732-1736)
Nâdir için artık mesele sadece toprak değildi; iktidarın bizzat kendisi hedef hâline gelmişti. Antlaşmayı tanımadığını ilan eden Nâdir, kısa süre içinde II. Tahmasb'ı tahttan indirmiştir. Onun yerine henüz birkaç aylık olan oğlu III. Abbas'ı şah ilan etmiştir. Böylece taht resmen Safevî hanedanında kalıyor gibi görünse de, gerçek güç Nâdir'in eline geçmiştir. Kendini "devletin vekili" ve "saltanatın nâibi" ilan eden Nâdir, 7 Eylül 1732 itibarıyla İran'da fiilî iktidarı tamamen kontrol altına almıştır.
Ardından ordusunu üç kuvvete ayırarak başında bulunduğu kol ile Erbil'e yönelmiş ve sonraki hamle olarak Ocak 1733'te Bağdat'ı kuşatmıştır. Osmanlı İmparatorluğu adına Erzurum valisi Topal Osman Paşa yardıma gelince dayanamamış ve yaralandıktan sonra Hemedan'a dönmüştür. İçindeki Bağdat hırsı peşini bırakmıyordu. 1733 yılı Aralık ayında tekrar Bağdat seferine çıkmıştır. Kerkük'te Osmanlı kuvvetlerini yenerek Bağdat'ı kuşatmıştır. Ancak yine başaramamıştır. Bu kez İran'da kendisine yönelik bir girişim haberini alıp geri dönmüştür.
Kafkas Seferleri ve Hükümdarlık (1735-1736)
Ülkesindeki kendisine yönelik isyanları sonlandırdıktan sonra Osmanlı'ya karşı Ruslarla ittifak kurma planını yürürlüğe koymuştur. 1735 yılının Mart ayında Nadir, Ruslar'ın dolaylı desteğiyle Gence'yi kuşatmış; ancak şehri ilk aşamada ele geçirememiştir. Bunun üzerine yönünü Kars'a çevirmiştir. Kars önlerinde yaşanan kısa ama sert çatışmanın ardından Arpaçayı'nı geçerek ordusunu şehrin güneydoğusuna çekmiştir. Nadir'i takip eden Osmanlı kuvvetleri Abdullah Paşa komutasında karşısına çıkmış; yapılan muharebede Osmanlı ordusu yenilgiye uğratılmıştır.
Bu zaferin ardından Nadir hızla harekete geçmiştir. 9 Temmuz 1735'te Gence'yi, 12 Ağustos'ta Tiflis'i ve 3 Ekim'de Revan'ı ele geçirmiştir. Bu ardışık fetihlerle birlikte İran, hem Osmanlı hem de Rus baskısından büyük ölçüde kurtulmuş olmuştur.
Seferlerin ardından Mugan'da kumandanlarının katılımıyla bir kurultay tertibini istemiştir. Toplanan kurultayda İran'ın artık huzura kavuştuğundan mütevellit Horasan'a dönmek istediğini belirtmiştir. Fakat yaklaşık yirmi bin katılımcı ondan İran'ı bırakmamasını istemiştir. Bunun üzerine Şah Nadir, Safevîler'le Osmanlılar arasında savaşlara ve dolayısıyla kan dökülmesine sebep olan aşırı Şiî anlayışının terk edilip mutedil Ca'ferî mezhebinin benimsenmesi şartıyla bu isteği kabul etmiştir.
8 Mart 1736'da Nâdir Şah unvanıyla hükümdarlık makamına getirilmiştir. Artık Safevi hanedanı da böylece son bulmuştur. Fakat bu hareketi İran coğrafyasında onun hakkında Sünnilik ile itham edilmesine neden olacak ve ileride onun altını boşaltacaktı.
Mezhep Politikası ve Osmanlı ile İlişkiler
Osmanlılarla yapılan barış görüşmelerinde Nâdir Şah, Ca'ferî mezhebinin tanınması ve İranlı hacılarla ilgili düzenlemeler talep etmiştir. Osmanlılar, İranlı hacılar için emîr-i hac tayin edilmesini kabul etmiş; ancak Ca'ferîliğin beşinci mezhep olarak tanınmasını reddetmiştir. Buna rağmen Nâdir Şah, Şiî–Sünnî yakınlaşması için girişimlerini sürdürmüştür. 1746'da Necef'te yapılan görüşmelerde, İranlılar'ın sahabeye hakaret etmemesi ve Osmanlılar'ın İran Şiîliğini İslâm dairesinde kabul etmesi konusunda anlaşmaya varılmıştır.
Hindistan Seferi ve Zirve Dönemi (1738-1739)
Nadir Şah batıda düzen sağladıktan sonra doğuya yönelerek 1738'de Kandahar'ı almıştır. Nadir Şah'ın ordusu yeni katılımlarla güçleniyordu ve ordusu ile Hindistan üzerine ilerlemiştir. Peşaver, Kabil ve Gazne ele geçirilmiştir. Hindistan'da iç karışıklıklar vardı ve Nadir Şah bu fırsatı kaçırmayarak önce Lahor'u, 1739 Şubat'ında Delhi'yi almıştır. Ağzına kadar dolu Babürlerin hazinesine el koymuştur.
Nadir Şah, Türklüğü öne çıkaran ve önemseyen bir liderdir. Hatta Farsçayı çok iyi bilmesine rağmen Çağatay Türkçesi konuşurdu. Hindistan seferi sonucunda burada kalmak istememiş ve İndus ırmağının batısına çekilerek burayı sınır belirlemiştir. Bu kararında Babür hükümdarı Muhammed Şah'ın da kendisi gibi Türkmen olduğu gerekçesiyle saygı göstermesi de etkilidir. Hatta bu iki lider savaş sonrası yapılan görüşmede Türkçe konuşmuşlar, Nadir Şah Babürlüler hükümdarı Muhammed Şah'a tacını iade etmiştir. Fakat yaşadıkları bu darbe nedeniyle Babürlüler bir daha eski güçlerine kavuşamamıştır.
Son Seferler ve İç Karışıklıklar (1740-1746)
1740'ta tekrar batıya yönelmiş ve Gürcistan seferine çıkmıştır. Burada bir müddet kaldıktan sonra 1743'te tekrar Osmanlı üzerine akın düzenlemiş ve 400 bin kişilik olduğu öne sürülen ordusu ile Kerkük şehrine girmiştir. Fakat önce Musul sonra Bağdat'a ilerlesede başaramamış ve İran'da kendisine yönelik karışıklık haberini alınca ülkesine geri dönmüştür. Denizciliğe de önem veriyordu. Güçlü bir donanma kurarak Basra körfezine hakim olmuştur.
Karışıklıklar bastırılınca tekrar Osmanlı üzerine seferine çıkmıştır. Osmanlı üzerine bu kadar gitmesinin sebebi Safavi hanedanı üyelerinden Hüseyin'in Osmanlı'ya iltica etmesi ve tahta hak iddia etme tehlikesiydi. Kars kalesini 1744'te kuşatmış ancak iki aylık kuşatmada sonuç alamamış ve İran'daki iç karışıklıklar nedeniyle geri dönmüştür.
Kendi oğlunun tertip içerisinde olduğu haberi üzerine oğlu Rızâ Kulı Mirza'nın gözlerine mil çektirmiştir. 1746'da Caferilik mezhebinin Osmanlılarca tanınması iddiasından vazgeçerek Osmanlı İmparatorluğu ile Kerden Antlaşması imzalanmıştır.
Ekonomik Kriz ve İsyanlar (1743-1747)
Nâdir Şah, Hindistan seferinden büyük bir servetle dönmüş ve halktan üç yıl boyunca vergi almayacağını ilan etmişti. Ancak 1743'ten sonra Osmanlı ve Kafkas cephelerinde süren savaşlar ekonomiyi sarsınca, affedilen vergiler zorla toplanmaya başlanmıştır. Vergi memurlarının sert uygulamaları ve isyanları bastırmak için alınan acımasız önlemler, özellikle Safevîlere bağlı kalan Şiî kesimi Nâdir Şah'a karşı cepheye itmiştir.
1746'dan itibaren ülke genelinde isyanlar yayılırken Nâdir Şah, İsfahan'dan Meşhed'e uzanan seferi sırasında halka şiddet uygulamıştır. Bu baskı politikası Horasan, Azerbaycan ve Kaçar Türkleri'nin ayaklanmalarıyla sonuçlanmıştır.
Suikast ve Ölüm (1747)
Artan huzursuzluk ortamında, 19 Haziran 1747'de Habuşan yakınlarında ordugâh kuran Nâdir Şah, burada kendi komutanları tarafından düzenlenen bir suikastla öldürülmüştür. En yakını bildiği kişilerce katledilmiştir.
Kişiliği ve Mirası
Nadir Şah kendini Cengiz–Timur geleneğinin askerî mirasçısı gibi görürdü. Modern tarihçiler onu Asya'nın son fatihi olarak tanımlar ve Napolyon ve Büyük İskender'le kıyaslanır.
Nâdir Şah, askerî dehası yüksek bir liderdi. Kaynaklar onun teşkilatçı, cesur, zeki ve son derece enerjik bir karaktere sahip olduğunu açıkça belirtir. Savaş meydanlarında olduğu kadar devlet yönetiminde de hızlı karar alabilen, riskten kaçınmayan bir yapısı vardı.
Onu çağdaşlarından ayıran en önemli özelliklerden biri ise, mezhep ayrımının Türk dünyası ve bölge siyaseti için büyük bir sorun olduğunu daha yüzyıllar öncesinden fark edebilmiş olmasıydı. Bu nedenle Ca'ferî mezhebinin beşinci hak mezhep olarak tanınmasını bir devlet politikası hâline getirmiştir. Ancak bu girişimin temelinde dinî bir hassasiyetten çok siyasî ve askerî bir hesap yatıyordu.
Nâdir Şah, fethetmeyi hedeflediği coğrafyaların büyük ölçüde Sünnî nüfusa sahip olduğunu biliyor, mezhep çatışması yaşanmadan daha rahat hüküm sürebileceğini düşünüyordu. Hatta bazı kaynaklarda bu yaklaşımı nedeniyle dindarlığı sorgulanmış, hatta dinsizlikle suçlandığı bile olmuştur.
Değerlendirme ve Eleştiriler
18. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'na bölgede ciddi askerî kayıplar yaşatan Nâdir Şah, Hindistan ve Kafkas seferleriyle imparatorluğunu genişletmiştir. Ancak bu seferlerin ardından oluşan siyasî boşlukların İngilizler ve Ruslar tarafından doldurulması, onu tarihçiler nezdinde eleştiriye açık bir lider hâline getirmiştir. Buna rağmen hükmettiği toprakların büyüklüğü ve askerî başarıları göz ardı edilemezdi.
Sonuç
Büyük bir imparatorluğa hükmetmesine rağmen Nâdir Şah'ın Türklük şuuru son derece yüksekti. Horasan'da yaşayan göçebe bir Afşar Türkmeni'nin oğlu olarak geldiği dünyadan, ardında derin izler bırakan bir imparator olarak ayrılmıştır.
Kaynaklar:
- İslam Ansiklopedisi
- Vikipedia

Yorum Gönder