Yaser Arafat Kimdir? Filistin'in Özgürlük Savaşçısının Hayatı ve Gizemli Ölümü

Yaser Arafat Kimdir

İsrail'in Kudüs'ü işgal etmesinin ardından Ağlama Duvarı'na yer açmak için bir mahalle yerle bir edildi. O mahalledeki evlerden biri de onun ailesinin eviydi. Bu öfke onu, ilerleyen yıllarda İsrail'in defalarca suikast düzenleyeceği ama bir türlü öldüremeyeceği bir adama dönüştürecekti.

Filistin denince akla gelen en önemli isimlerdendir. Yaser Arafat, hayatı boyunca Filistin'in özgürlüğü için İsrail ile mücadele etti. Peki bu adam gerçekte kimdi?


Kayıp Bir Çocuğun Davaya Dönüşen Öfkesi

Kahire'de doğdu. Dört yaşında annesini kaybetti. Babası onu ve kardeşini Kahire'den alıp Kudüs'teki annesinin akrabalarının yanına gönderdi. Babasının bu hamlesi ilerleyen yıllarda derin bir öfkeye dönüşecek; Arafat, babasının cenazesine bile gitmeyecekti.

Ne anne ne baba — yabancı bir şehirde, yabancı bir evde büyüdü. Ama o Kudüs sokaklarında bir şey buldu: kendisi gibi yersiz yurtsuz, toprağını kaybetmiş insanlar. Terk edilmiş bir çocuğun kayıp arayışı, zamanla milyonlarca insanın davasına dönüşecekti.

1947 yılında eğitim için Kahire'deki Kral Birinci Fuad Üniversitesi'ne kaydoldu. Ancak bir yıl sonra başlayacak olan ve etkileri günümüze kadar devam eden Arap-İsrail Savaşı her şeyi değiştirecekti.


Filistin'e Yahudi Göçü Nasıl Başladı?

On dokuzuncu yüzyılın sonlarında Avrupa'da yükselen milliyetçilik dalgası Yahudilere yönelik ayrımcılığı ve şiddeti de beraberinde getirmişti. Theodor Herzl bu ortamda Yahudilerin ancak kendi devletlerinde güvende olabileceğini savundu ve Siyonizm hareketi doğdu. Hedef olarak Filistin seçildi; çünkü Yahudiler için kutsal topraklardı ve Tevrat'ta vaat edilen yurttu.

İngilizlerin 1917'de yayımladığı Balfour Deklarasyonu bu göçe resmi bir zemin hazırladı. Filistin'de bir Yahudi yurdunun kurulması resmen destekleniyordu. Göç dalgaları 1920'lerden itibaren hız kazandı. Hitler'in 1933'te iktidara gelmesiyle Avrupa'daki Yahudiler için hayat çekilmez hale getirildi, göç zorunluluk oldu. İkinci Dünya Savaşı'nın ardından soykırımdan sağ kurtulan yüz binlerce Yahudi akın akın Filistin topraklarına geldi.

İngiliz yönetimi altındaki bu topraklara akan göç dalgası, Filistin halkıyla kaçınılmaz bir çatışmanın fitilini ateşledi. Yahudi nüfusu artmaya, çatışmalar yaşanmaya başlandı. 1948 geldiğinde Filistin halkı için zulüm miladı ilan edildi. 14 Mayıs 1948'de Tel Aviv'de toplanan David Ben Gurion liderliğindeki  Yahudi Millî Konseyi İsrail Devleti'nin kurulduğunu ilan etti. Bundan birkaç saat sonra Arap Birliği İsrail'e savaş açtı.


Savaştan Dönen Adam Düşmanının Kitaplarını Okudu

Yaser Arafat eğitimini bıraktı ve Müslüman Kardeşler'in yanında savaşa katıldı. Savaştan döndü, ama silahı bırakmadı — sadece masaya koydu. Gündüz Kahire'de inşaat mühendisliği okuyor, geceleri düşmanının kitaplarını okuyordu. Herzl'i, siyonist manifestoları, İsrail'in kuruluş ideallerini — hepsini baştan sona geçti. Düşmanını yenmek istiyorsa önce onu anlaması gerektiğini biliyordu. Üniversite yıllarında öğrenci birliği başkanlığı yaptı.


El Fetih'in Kuruluşu ve FKÖ'nün Yükselişi

Üniversite yıllarının ardından 1956 Süveyş Krizi'nde istenmeyen kişilerden biri haline geldi ve Kuveyt'e gitti. Orada Müslüman Kardeşler örgütünün üyesi iki Filistinli arkadaşıyla karşılaştı: Ebu İyad ve Ebu Cihad. Her ikisi de sonraki dönemlerde Arafat'ın sağ kolu olacaktı.

Zamanla Gazze ve diğer bölgelerden gelen Filistinli mültecilerin desteğini kazanan Arafat ve arkadaşları, 1959 yılında El Fetih hareketini kurdu. 1964'te ise Arap Birliği'nin desteğiyle Filistin Kurtuluş Örgütü kuruldu.

Başlangıçta FKÖ'den ayrı hareket eden El Fetih, 1967'deki Altı Gün Savaşı'nın ardından örgüt içinde güç kazandı. Savaşın sonunda Mısır ve diğer Arap müttefikleri yenilmiş olsa da Arafat ve El Fetih bir anlamda muzaffer olmuştu; çünkü artık Filistinliler, sorunların çözümünün kendi ellerinde olduğunu anlamaya başlamıştı.

1968'de yaşanan El-Karameh Çarpışması'nda İsrail askerleri El Fetih güçlerine karşı geri çekildi. Arafat bölgedeydi. Time dergisi bu çarpışmayı geniş biçimde ele alınca dünya kamuoyu Arafat'ı ilk kez tanıdı. Örgütün popülaritesi arttı, üye ve bağışlar hızlandı. Yaser Arafat ulusal bir kahraman olarak görünmeye başladı. 1969'da FKÖ liderliğine geldi.


Ürdün'den Sürgün, Münih Katliamı ve Mossad Suikastı

Ürdün'deki Filistinlilerin gücü giderek artıyordu. Kral Hüseyin buna karşıydı. Arafat'a Ürdün başbakanlığını teklif etti; Arafat reddetti. Filistin Halk Kurtuluş Cephesi tarafından gerçekleştirilen uçak kaçırma olayından Arafat sorumlu tutuldu ve Batılı devletlerdeki itibarı düştü. Arap liderler acil toplandı; Arafat o toplantıdan güçlenerek çıktı. Yine de Ürdün'den sürüldü, bu sefer Lübnan'a yerleşti.

Lübnan'ın zayıf merkezi hükümeti sayesinde FKÖ burada neredeyse bağımsız bir devlet gibi hareket ediyordu. Ama 1972'de Münih'te olanlar her şeyi sarstı. FKÖ'ye bağlı Kara Eylül örgütü Olimpiyat köyüne baskın düzenledi ve 11 İsrailli sporcu öldürüldü. Dünya şoke oldu. Arafat'ın adı bu katliamla birlikte anılmaya başlandı. Olaydan önceden haberdar olduğu iddia edildi; hiçbir zaman kanıtlanamadı. Bunun üzerine Arafat, FKÖ'nün Gazze ve Batı Şeria dışında şiddet eylemlerinden çekileceğini ilan etti — ama iş işten geçmişti.

1973'te Roma'da İtalyan polisi, Arafat'ı öldürmek üzere gönderilmiş Mossad ajanlarını son anda yakaladı.

Tüm bunlara rağmen Yaser Arafat, 1974'te BM Genel Kurulu'nda yaptığı unutulmaz konuşmayla Filistin'in meşru temsilcisi olarak kabul edildi ve uluslararası alanda büyük bir tanınırlık kazandı.

Batılı hükümetler Arafat'ı hâlâ terörist olarak nitelendirirken Türkiye, 1976'da FKÖ'yü resmen tanıyan ilk ülkeler arasına girdi ve Ankara'da temsilcilik açılmasına izin verdi.


Tunus Bombalaması: Ölümden Dakikalar Önce Kaçış

1980'lerde Libya, Irak ve Suudi Arabistan'dan aldığı destekle yıpranmış FKÖ'yü yeniden ayağa kaldırdı. İsrail'e karşı mücadele aralıksız sürdü.

1985 sabahı Tunus'taki FKÖ karargâhının üzerinde İsrail savaş uçakları belirdi. Bomba yağmuru başladığında 73 kişi hayatını kaybetti. Arafat o sabah karargâhta değildi — sabah koşusuna çıktığı için kurtulmuştu.

1987'de Gazze ve Batı Şeria sokaklarında kendiliğinden başlayan, taş atan gençlerin İsrail askerleriyle karşı karşıya geldiği halk ayaklanması Oslo sürecinin fitilini ateşledi ve Birinci İntifada olarak tarihe geçti.

Sonunda 15 Kasım 1988'de tarihi adım atıldı: FKÖ bağımsız Filistin Devleti'ni ilan etti. Filistinliler sokağa döküldü, dünya bu ilanı izledi. Ama Arafat burada durmadı. Birkaç hafta sonra BM kürsüsüne çıktı ve kimsenin beklemediği bir şey söyledi: İsrail'in var olma hakkını tanıdığını, terörü reddettiğini ve iki devletli çözümü desteklediğini açıkladı. Onlarca yıllık savaş retoriğinden kopuşun resmi ilanıydı bu.

Bu açıklamalar, yıllardır FKÖ ile görüşmeyi reddeden ABD'nin tutumunu değiştirdi. Arafat'ın yeni yaklaşımı, FKÖ'nün uzun süre savunduğu İsrail'i ortadan kaldırma hedefinden uzaklaştığını gösteriyordu. Artık amaç iki devletli çözümdü. 1988'de Filistin Devleti ilan edildiğinde Türkiye bunu ilk gün tanıyan devletlerden oldu.

2 Nisan 1989'da Arafat, Filistin Devleti'nin ilk devlet başkanı seçildi.


Saddam Desteği ve Oslo Anlaşması

Ancak Arafat tarihin en tartışmalı hamlelerinden birini yaparak Irak'ın Kuveyt'i işgalinde Saddam'ın yanında durdu. Bu destek ona pahalıya patladı. Suudi Arabistan ve Kuveyt FKÖ'ye olan mali desteklerini kesti, Filistinli işçiler Kuveyt'ten sınır dışı edildi. Örgüt ciddi bir mali krizin eşiğine geldi. Ama Arafat yılmadı.

1993'te Oslo İlkeler Anlaşması imzalandı. İsrail resmen FKÖ'yü tanıdı. Anlaşmayı takip eden yıl Arafat, İzak Rabin ve Şimon Peres ile birlikte Nobel Barış Ödülü'nü aldı.

1994'te Filistin Özerk Yönetimi kuruldu ve Arafat Gazze ile Eriha'ya döndü. Onlarca yıllık sürgün hayatı sona eriyordu. Filistin halkı onu coşkuyla karşıladı. 1996'da yapılan seçimlerde Filistin Özerk Yönetimi başkanlığına ezici bir çoğunlukla seçildi.


Camp David'in Çöküşü ve İkinci İntifada

Ancak barış süreci hiçbir zaman istenen noktaya ulaşamadı. 2000 yılında ABD'nin düzenlediği Camp David zirvesinde İsrail Başbakanı Ehud Barak ile bir araya geldi. Görüşmeler çöktü. Her iki taraf da sorumluluğu birbirine yükledi.

Aynı yılın Eylül ayında Ariel Şaron'un Mescid-i Aksa'yı ziyaret etmesi kıvılcımı ateşledi ve İkinci İntifada başladı. Yüzlerce Filistinli hayatını kaybetti.

İsrail, Arafat'ı şiddetin baş sorumlusu ilan etti. 2002'de İsrail kuvvetleri Ramallah'taki Mukata karargâhını abluka altına aldı. Arafat fiilen mahsur kaldı. Dünya liderlerinin baskısı bile bu ablukayı kaldırmaya yetmedi. Karargâhın büyük bölümü İsrail tankları tarafından tahrip edildi. O yıkıntılar arasında dimdik durdu.


Arafat Hakkında Az Bilinen Gerçekler

Arafat'ın özel hayatı kadar kişisel alışkanlıkları da son derece ilginçti. Hayatına yönelik en az on iki suikast girişimi belgelenmiştir. Nitekim 1992'de Libya çölünde uçağı kum fırtınasına yakalanıp düştü; iki pilot hayatını kaybederken Arafat yaralı olarak enkazdan çıkarıldı — kaza mı, suikast mı, sorusu hâlâ tartışılmaktadır.

Uykusu son derece düzensizdi, gece yarısı toplantıları yapardı ve nadiren aynı yerde iki gece üst üste uyurdu. 1990'da evlendiği Suha Tawil ile yaş farkı 34'tü; bu evlilik Filistin kamuoyunda ciddi tartışmalara yol açtı. Ölümünden sonra Suha'nın Paris'te lüks bir hayat sürdüğü ortaya çıktı. Arafat'ın imzası haline gelen kareli kefiyeyi rastgele takmıyordu; onu sağ omzuna atarak Filistin topraklarının sınırlarını andıran karakteristik biçimde katlıyordu.


Gizemli Ölüm: Zehirlendi mi?

Sağlığı 2004'ün başından itibaren hızla bozulmaya başladı. Ekim 2004'te durumu kritik bir hal aldı ve Paris yakınlarındaki Percy Askeri Hastanesi'ne kaldırıldı. Doktorlar hastalığının tam teşhisini hiçbir zaman kamuoyuyla paylaşmadı. 11 Kasım 2004'te hayatını kaybetti.

Paris yakınlarındaki askeri havaalanında Fransız Ordusu Onur Kıtası Arafat için cenaze merasimi düzenledi. Fransa Cumhurbaşkanı Chirac onu "cesaret adamı" olarak tanımladı ve tabutun başında on dakika boyunca tek başına saygı duruşunda bulundu.

Ölüm nedeni tartışması bugün hâlâ kapanmış değil. 2012'de İsviçreli bilim insanları eşyalarında yüksek düzeyde radyoaktif polonyum-210 tespit etti. 2013'te Rus makamları ölümünün zehirlenmeden değil doğal nedenlerden kaynaklandığını açıklarken İsviçreli ve Fransız ekiplerin raporları çelişkili kalmaya devam etti. Ölümünün sırrı resmi olarak hâlâ çözüme kavuşturulamamıştır.


Son Yolculuk

Cenazesi Kahire'de devlet töreniyle kılındı, ardından Ramallah'taki Mukata karargâhına defnedildi. Filistin halkı onu gözyaşlarıyla uğurladı.

Düşmanları için bir teröristi, destekçileri için özgürlük savaşçısıydı. Ama herkes için o, Filistin meselesinin bizzat kendisiydi.

Yorum Yap

Daha yeni Daha eski